Girişimcinin Mutluluğu

İnsanoğlu hayata geldiğinden beri bir çok şey istedi. Ev istedi, araba istedi, eş istedi, iş istedi. Ama aslında hepsini iki şey için istedi. Mutlu olmak ve başarılı olmak. Mutlu olduğun zaman başarılı olmasanda oluyor ama başarılı olsan da mutlu olmasan olmuyor. O yüzden mutluluk hayatın en temel kaynağı. Okumaya devam et

Çok Pişmiş

Bu hafta Bradley Cooper’ın baş rolünü oynadığı çok pişmiş filmini izledim. Başı güzel gibi giderken film bittiğinde hayal kırıklığına uğradım ve filmin aslında o kadar da pişmemiş olduğunu anladım.

Başı güzel bir şekilde başlıyor. Başlangıç kurulumunu iyi yapmışlar. Baş karakter sütten çıkmış ak kaşık değil, belli hatalar yapmış, belli defoları olan bir insan. Geçmişte attığı kazıklardan dolayı bazı düşmanlar kazanmış, ilerde bu onun önüne engel olarak çıkacak. Ve tabiki de karakterimizin bir de yeteneği var. Bu da bizim kendimizi ona yakın hissetmemiz için güzel bir sebep. Fakat film bittiğinde adam başarmış oluyor ama biz seyirci olarak o kadar sevinmiyoruz. Bunun da sebebi karakterle başlangıç kurulumunda yeteri kadar özdeşim kurdurmaması.

Özdeşim hatasını gidermek için bize şunu göstermesi yeterli. Bu adam bunu şu yüzden çok istiyor ve başaramazsa şu olacak. Bu kadar basit. Adamın onu neden istediğini bilmiyoruz ve başaramazsa ne olacağını da bilmiyoruz. Yani adam bizim için sokaktaki sıradan bir adam. Sokaktaki adamın başarısına yada başarısızlığına ortak oluyor muyuz? Hayır.

Bunun girişimcilikle ne alakası var derseniz. Girişimci olarak bizimde başarmak istediğimiz bir amacımız var. Bunun için gece gündüz çalışırız, insanları ikna etmeye çalışırız, hatalar yaparız, aldatılırız, bir çok şey yaşarız.

Bu yaşadıklarımız içinde ekibimiz yada ikna etmeye çalıştığımız insanların gerçekten bizim ekibimiz olmasını, bizimle birlikte olmasını istiyorsak onların bizim neden bu işi yapmayı çok istediğimizi, neden başarmak zorunda olduğumuzu ve başaramazsak ne olacağını bilmeleri gerekiyor.

Bu kadarı yeter mi? Tabi ki hayır. Samimiyet testleri gelecek. Bu samimiyet testlerinde biz gerçekten amacımıza, nedenlerimize yakışır bir şekilde tepki verirsek bu şahit olan insanların bize inancı artar. Ve işte o zaman bir ekip oluruz, o zaman ikna etmek istediğimiz insanlar ikna olur.

Hayatta her şeyin bir samimiyet testi oluyor. Olmasaydı ve sadece ağzımızdan çıkan kelimelere göre işler yürüseydi o zaman dünyada kötü insan diye bir kavrama inanır mıydık. Kimse kendisinin kötü yönlerini söylemiyor ki. Herkes kendini başarılı, ahlaklı, her şeyi hakeden biri olarak görüyor.

Yada bir iş görüşmesine gittiğimizde veya projemiz için birilerini ikna etmeye gittiğimizde ben şöyleyim, ben böyleyim deyip işi bitirebilseydik buna gerek kalmazdı. Ne yazık ki hayat senden eylem ister. Ve eylem isterken de neden bunu yapıyorsun ve yapamazsan ne olur u da öğrenmek istiyor.

Eğer nedenine inanıp ta başaramadığında başına bir şey gelmeyeceğini anlarsak yine de hikayeye ortak olmayız. Çünkü sonunda uğranılacak hüsran ve çekilecek çilede bizim seyirci olarak hikayeye ortak olmamızı doğru yönde etkiliyor.

Nedenimiz de bizim başarımızın anahtarı. İnşaların tümü ne yaptığını bilirler, belli bir bölümü nasıl yaptığını bilirler ama çok azı neden yaptığını bilirler. İşte neden yaptığını bilen insanlar başarılı oluyorlar.

Terminal

Steven Spielberg ve Tom Hanks ikilisinin beraber çektikleri bir çok filmden en güzellerinden bir tanesi de Terminal’dir. Baş karakterimiz Amerika’dan ülkesine dönmek ister fakat havalimanına geldiğinde ülkesine giden bütün uçuşların iptal edildiğini, çünkü ülkesinde darbe olduğunu öğrenir. Ama asıl sorun şu, Amerika’ya geri dönemez, çünkü vizesi bitti. Giderse kaçak olur ve ülkesine de gidemez. Başka bir yere geçmek için de cebinde hiç parası yok. Bu yüzden uzun bir süre havalimanında yaşamak zorunda kalıyor. Dil bilmeden ve cebinde para olmadan.

Uyku için bankları kullanır ama yemek için bir çözüm bulmak zorunda. İnsanların bavullarını taşımak 1 lira karşılığı aldığı ama geri koymadığı arabaları tekrar yerlerine koyup her seferinde birer lira alır.

Film başından sonuna kadar çok keyifli geçer.  Ne ordan ayrılabiliyor, ne geri dönebiliyor. Olduğu yerde çakılı kalıp dil bilmeden beş parasız uzun bir süre yaşamak zorunda kalıyor.

Bir girişimcinin izleyebileceği çok güzel bir film. Adam hiç bir şey karşısında pozitif ve yumuşak tutumunu kaybetmiyor. Hatta herkese o kadar iyi sevecen davranıyor ki havalimanı görevlileri ona yardım etmek için can atıyorlar. Kimse ondan hiç bir sitem , itiraz, bağırış , çağırış duymaz. Tamamen ne yapabileceğine odaklanır.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Yapabileceğiniz pek bir şey yok zaten. Gidemezsiniz ve geri de dönemezsiniz. Olduğunuz yerde bekleyip darbe günlerinin geçmesinden başka çareniz yok. Ve bulunduğunuz yerde bir yaşam mücadelesi vermeniz gerekiyor. Bunun için de ne yapabileceğinizi bilmiyorsunuz. Bir şey alıp satamazsınız, herhangi bir yeteneğinizden para kazanamazsınız. Sadece etrafı kollamanız gerekir.

Girişimcilikte buna benzer durumlar çok yaşanır. Bazen bir şeylerin olmasını beklersiniz. Ve onlar oluncaya kadar takılıp kalırsınız. Bir çok şeyiniz ona bağlıdır. Olumlu, olumsuz bir cevap gelmesi gerekir ama gelmiyor. Uzun bir süre beklemeniz gerekiyor ve bekliyorsunuz da. İşte bu bekleyiş anında verdiğimiz tepkiler bir çok şeyin belirleyicisi olabiliyor. Her şeyden önce şunu unutmamak gerekiyor. İhtiyacımız olmayan bir şey karşımıza çıkmaz. O an beklememiz gerekiyorsa bekleriz, ilerlememiz gerekiyorsa ilerleriz hatta geri adım atmamız gerekiyorsa atarız. Başarının en büyük kurallarından bir tanesi kabul etmek ve uyum sağlamaktır. Başarısızlığın enkazını kısa sürede atlatmanın en kolay yolu da yine kabul etmek ve uyum sağlamaktır. Çünkü başarısızlığı kabul ettiğimizde hemen olumlu depresyona gireriz, bir müddet sonra da hayata tekrar adapte olmaya başlarız.

Sabır en büyük erdemlerden biridir. Marsmallow deneyini bilirsiniz. Küçük çocukları bir odaya tek başına koyuyorlar ve önlerine de marsmallow şekeri koyuyorlar. Onlara eğer bunu şu an yiyebileceklerini ama eğer 5 dakika beklerlerse bir tane daha marsmallow kazanacaklarını söylüyorlar.  Beklemeyi başarmış çocukların ileriki hayatlarına bakıyorlar. Hepsi de diğerlerine göre daha iyi bir yerlere gelmiş oluyorlar.

Sabır çoğu zaman insanın ihtiyacıdır. Yapmamız gereken tek şey vazgeçmeden, sitem etmeden, beklemeye devam etmek.

Esaretin Bedeli

Her yıl yüzlerce film çekilmesine rağmen imdb.com da izleyicinin oylamasıyla her yıl birinciliği kimseye kaptırmayan muhteşem bir film Esaretin Bedeli. Haksız yere hapishaneye düşen kahramanımız bir gün bile umutsuzluğa kapılmadan sürekli bir çıkış yolu arıyor. Üstelik bunu da kimseye çaktırmadan yapıyor. Hatta  seyirci olarak belli bir süre biz bile anlamıyoruz. Sadece cebinden kumları dökünce bir şeyler hissediyoruz. Okumaya devam et

Marslı

Ridley Scott’ın son filmi Marslı şuan vizyonda. Hala izlememiş olan varsa kesinlikle tavsiye ederim. Güzel film. Filmin hikayesi kısaca şöyle. Marsta araştırma yapan bir ekip fırtına çıkacağını anlayınca bulundukları yerden ayrılmaya karar verirler. Uzay araçlarına doğru giderken bir arkadaşlarının kafasına bir şey çarpar ve savrulur. Karanlıkta da onu göremiyorlar. Bir taraftan da daha fazla orada kalırlarsa hepsinin ölme tehlikesi var.

Okumaya devam et

Kazanma Sanatı

Brad Pitt’in baş rolünü oynadığı Moneyball filmi başarıya farklı bir bakış açısı getiren çok güzel bir film.

Beyzbol takımının teknik direktörü en baştan farklı bir takım kuruyor. Takımı kurarken oyuncuların iyi oyuncu olmalarına ya da popüler olmalarına pek aldırmıyor. Sadece her bölge için belli bir özellik arıyor. Eğer o özelliğe uyuyorsa onun transfer edilmesini istiyor. Fakat bazen istediği oyuncular hiç bir takımdan istemeyen, gayet başarısız görünen oyuncular olabiliyor. Ama o kendinden emin bir şekilde alacağı adamın işine yarayacağını düşünüyor. Okumaya devam et

Koş Forrest Koş

İzlediğim ve etkisinde kaldığım en güzel filmlerden biri Forrest Gump’tır. Girişimcilikle alakası olduğuna inandığım için buradan paylaşmak istiyorum. Çünkü Forrest geri zekası ve koşullar olarak tüm imkansızlıklara rağmen ne yapıyorsa kısa sürede ciddi başarı yakalıyor. Bunun sırrını da aslında film bize defalarca yüksek sesle söylüyor. Koş Forrest koş. Okumaya devam et